Bizbize
Icerige gec
Tüm yazılar
Finans

Eurofighter’dan Serbest Ticarete: Londra–Ankara Hattı Neden Isınıyor?

14 1 0
Eurofighter’dan Serbest Ticarete: Londra–Ankara Hattı Neden Isınıyor?

Türkiye ile İngiltere arasındaki ilişkiler uzun yıllar inişli çıkışlı olsada genellikle mütekabiliyet çizgisinde ilerledi. İki ülke NATO içinde müttefik oldu, ticaret yaptı, karşılıklı yatırımlar gerçekleştirdi. Ancak bugün ortaya çıkan tablo geçmiştekinden biraz farklı. Çünkü Ankara-Londra hattında artık yalnızca diplomatik ilişkiler değil; savunma sanayii, ticaret, finans, enerji, teknoloji ve jeopolitik çıkarlar aynı anda birbirine yaklaşıyor.Bu nedenle son dönemde yaşanan gelişmeleri birbirinden bağımsız olaylar olarak okumamak gerekiyor.

Türkiye ile İngiltere arasındaki ilişkiler uzun yıllar inişli çıkışlı olsada genellikle mütekabiliyet çizgisinde ilerledi. İki ülke NATO içinde müttefik oldu, ticaret yaptı, karşılıklı yatırımlar gerçekleştirdi. Ancak bugün ortaya çıkan tablo geçmiştekinden biraz farklı. Çünkü Ankara-Londra hattında artık yalnızca diplomatik ilişkiler değil; savunma sanayii, ticaret, finans, enerji, teknoloji ve jeopolitik çıkarlar aynı anda birbirine yaklaşıyor.Bu nedenle son dönemde yaşanan gelişmeleri birbirinden bağımsız olaylar olarak okumamak gerekiyor.

Eurofighter anlaşması başka, serbest ticaret anlaşması başka, İngiliz şirketlerinin Türkiye’ye ilgisi başka bir konu değil. Aslında hepsi aynı hikâyenin farklı parçaları olabilir: İngiltere ile Türkiye arasında yeni ve daha stratejik bir ekonomik ortaklık kuruluyor.

Brexit’in ardından değişen İngiltere’de bu hikâyeyi anlayabilmek için önce Londra’ya bakmak gerekiyor. İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden ayrılması yalnızca siyasi bir karar değildi. Aynı zamanda ülkenin dış ticaret politikasında önemli bir kırılma yarattı. Brexit sonrasında İngiltere’nin karşı karşıya kaldığı temel soru şuydu: Avrupa Birliği dışında yeni ekonomik ilişkiler nasıl kurulacak?

Londra’nın buna verdiği cevap “Global Britain” yaklaşımı oldu. İngiltere, dünyanın farklı bölgeleriyle daha bağımsız ticaret anlaşmaları yapmayı, sermaye ve finans merkezi konumunu korumayı ve özellikle hızlı büyüyen ekonomilerle ilişkilerini geliştirmeyi hedefledi.

Türkiye tam da bu noktada dikkat çekiyor. Yaklaşık 86 milyonluk nüfusu, gelişmiş sanayi altyapısı, Avrupa’ya yakınlığı, güçlü ihracat kapasitesi ve Orta Doğu, Kafkasya, Karadeniz ve Orta Asya’ya erişimi Türkiye’yi İngiltere açısından sıradan bir ticaret ortağının ötesine taşıyor.

Üstelik iki ülke arasındaki ekonomik ilişkiler zaten küçümsenecek boyutta değil. İngiliz hükümetinin verilerine göre Türkiye ile İngiltere arasındaki mal ve hizmet ticareti 2025 sonu itibarıyla yaklaşık 30 milyar sterline ulaştı.

Ancak asıl önemli nokta bugünkü ticaret hacmi değil. Bu hacmin önümüzdeki yıllarda nereye gidebileceği.

Serbest Ticaret Anlaşması Neden Önemli?

İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden ayrılmasının ardından Türkiye ile İngiltere arasında 2020 yılında bir serbest ticaret anlaşması imzalandı. Fakat mevcut anlaşma büyük ölçüde mal ticaretine dayanıyor. Şimdi iki ülke de bunun kapsamını genişletmek istiyor. Yeni anlaşmanın hizmetler, yatırımlar ve dijital ticaret gibi alanları da içermesi gündemde.

Bu Türkiye açısından son derece önemli.Çünkü İngiltere yalnızca büyük bir tüketim pazarı değil. Aynı zamanda dünyanın en önemli finans merkezlerinden birine sahip. Londra bugün hâlâ küresel sermayenin buluştuğu birkaç merkezden biri.

Bankacılık, sigorta, fon yönetimi, fintech, girişim sermayesi ve uluslararası finansman konusunda İngiltere’nin sahip olduğu altyapı Türkiye açısından ciddi fırsatlar yaratabilir.

Türkiye’nin önümüzdeki dönemde ihtiyaç duyduğu şeylerden biri uzun vadeli yabancı sermaye. Ancak burada kritik bir ayrım yapmak gerekiyor. Türkiye’nin ihtiyacı yalnızca portföy yatırımı değil. Fabrika kuran, teknoloji getiren, ihracat kapasitesi oluşturan ve uzun vadeli finansman sağlayan doğrudan yabancı sermayeye ihtiyaç var. İngiltere bu konuda Türkiye’nin önemli ortaklarından biri olabilir.

Eurofighter Sadece Bir Uçak Anlaşması mı?

İki ülke arasındaki yakınlaşmanın belki de en görünür örneği Eurofighter Typhoon oldu. Türkiye’nin 20 Eurofighter savaş uçağı alımına ilişkin anlaşmanın toplam değerinin 8 milyar sterline kadar ulaşabilecek olması, anlaşmayı yalnızca askeri açıdan değil ekonomik açıdan da önemli hale getiriyor.Ancak mesele yalnızca Türkiye’nin İngiltere’den savaş uçağı satın alması değil. Savunma sanayiinde yapılan büyük anlaşmalar genellikle ülkeler arasında uzun vadeli ilişkiler oluşturur.

Bakım, eğitim, mühimmat, elektronik sistemler, yazılım, modernizasyon ve teknoloji iş birlikleri düşünüldüğünde bir savaş uçağı anlaşmasının ekonomik ömrü onlarca yıl sürebilir. Bu nedenle Eurofighter anlaşmasına yalnızca bir savunma ihalesi olarak bakmamak gerekir.

Bu anlaşma aynı zamanda Londra ile Ankara arasında oluşan stratejik güvenin ekonomik göstergelerinden biri diye düşünüyorum.

Daha önemlisi Türkiye artık savunma sanayiinde yalnızca alıcı ülke konumunda değil. İHA ve SİHA teknolojileri, elektronik harp sistemleri, mühimmat, radar, füze teknolojileri ve askeri platformlarda Türkiye son yıllarda ciddi bir üretim kapasitesi oluşturdu.

Dolayısıyla gelecekte Türkiye-İngiltere savunma ilişkileri “satıcı-alıcı” modelinden ortak üretim ve teknoloji geliştirme modeline doğru ilerleyebilir. Asıl ekonomik değer de burada ortaya çıkabilir.

İngiltere Türkiye’de Ne Görüyor?

Burada daha büyük bir soruyu sormak gerekiyor. İngiltere neden Türkiye ile ilişkilerini geliştirmek istiyor? Bunun cevabı yalnızca Türkiye’nin büyük bir pazar olması değil. Türkiye’nin coğrafi konumu son birkaç yılda ekonomik açıdan yeniden değer kazanmaya başladı.

Pandemi küresel tedarik zincirlerinin ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi. Ardından Rusya-Ukrayna savaşı geldi. Sonrasında Orta Doğu’daki jeopolitik gerilimler, Kızıldeniz ve Hürmüz çevresindeki riskler küresel ticaret yollarının güvenliğini yeniden tartışmaya açtı. Şirketler artık yalnızca “en ucuz nerede üretirim?” sorusunu sormuyor.

Yeni soru şu: En güvenli ve sürdürülebilir şekilde nerede üretirim?

Bu değişim Türkiye açısından önemli bir fırsat yaratıyor. Türkiye Avrupa pazarına birkaç günlük kara taşımacılığı mesafesinde. Gelişmiş bir sanayi altyapısına sahip. Otomotivden beyaz eşyaya, tekstilden makineye, savunmadan kimyaya kadar geniş bir üretim kapasitesi bulunuyor. Aynı zamanda Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği ilişkisi var.

İngiliz şirketleri açısından Türkiye yalnızca 86 milyonluk bir pazar değil. Türkiye aynı zamanda çevresindeki çok daha büyük bir ekonomik coğrafyaya açılan üretim ve lojistik merkezi olabilir.

Londra’nın Sermayesi, Türkiye’nin Üretim Gücü

Bence Türkiye-İngiltere ilişkilerindeki en büyük potansiyel İngiltere’nin güçlü olduğu alan sermaye. Türkiye’nin güçlü olduğu alan ise üretim ve stratejik konum.

Londra dünyanın en gelişmiş finans ekosistemlerinden birine sahip.Türkiye ise Avrupa’nın önemli sanayi ülkelerinden biri. Bu iki kapasite doğru şekilde bir araya getirilebilirse ortaya oldukça güçlü bir ekonomik ortaklık çıkabilir.

Örneğin İngiliz sermayesi Türkiye’deki enerji dönüşümü projelerinin finansmanında daha fazla rol oynayabilir. Rüzgâr ve güneş enerjisi yatırımları, enerji depolama sistemleri, elektrik şebekeleri ve yeşil dönüşüm önümüzdeki yıllarda milyarlarca dolarlık finansmana ihtiyaç duyacak.

Benzer bir fırsat teknoloji alanında bulunuyor. Türkiye’deki genç teknoloji şirketleri için Londra sermaye piyasaları ve İngiliz girişim sermayesi fonları önemli finansman kaynakları olabilir.

Fintech, savunma teknolojileri, yapay zekâ, enerji teknolojileri ve yazılım şirketleri iki ülke arasındaki yeni ekonomik ilişkinin taşıyıcı sektörleri haline gelebilir.

Yeni Bir Ekonomik Koridor

Türkiye’nin önemini artırabilecek başka bir gelişme ise dünya ticaretinin değişen coğrafyası. Son yıllarda Çin ile Avrupa arasındaki ticarette alternatif güzergâhlar daha fazla tartışılıyor. Orta Koridor olarak adlandırılan Çin-Orta Asya-Hazar-Azerbaycan-Türkiye-Avrupa güzergâhı bunlardan biri.

Türkiye bu hattın doğal geçiş noktalarından biri. İngiltere açısından bakıldığında ise mesele yalnızca Türkiye pazarı değil. Türkiye üzerinden Kafkasya’ya, Orta Asya’ya ve hatta daha geniş Asya coğrafyasına erişim imkânı söz konusu.

Bu nedenle önümüzdeki dönemde Türkiye’nin jeopolitik konumu ekonomik değer üretmeye başlayabilir. Uzun yıllar Türkiye’nin coğrafi konumunun öneminden söz edildi. Ancak coğrafya tek başına ekonomik değer yaratmaz.Liman, demiryolu, enerji hatları, lojistik merkezler, finansman ve ticaret anlaşmalarıyla desteklenirse değer yaratır. Türkiye’nin önündeki asıl fırsatın da tam olarak burada olduğunu düşünüyorum.

Londra-Ankara Hattında Yeni Dönem

Bugün Eurofighter anlaşmasına baktığımızda bir savaş uçağı görüyoruz. Serbest ticaret görüşmelerine baktığımızda gümrük tarifelerini ve ticaret kurallarını görüyoruz. İngiliz yatırımlarına baktığımızda sermaye hareketlerini görüyoruz.Fakat biraz daha uzaktan bakıldığında bunların hepsinin aynı resmin parçaları olduğu fark ediliyor.

Dünya ekonomisi yeniden şekilleniyor, üretim merkezleri değişiyor, tedarik zincirleri yeniden kuruluyor. Savunma harcamaları artıyor. Enerji güvenliği yeniden önem kazanıyor ve sermaye güvenli limanlarla büyüme potansiyeli arasında yeni dengeler arıyor.

Tam da böyle bir dönemde Türkiye ile İngiltere’nin çıkarları daha fazla kesişmeye başladı. Belki de önümüzdeki yıllarda Ankara-Londra ilişkilerini değerlendirirken Eurofighter anlaşmasının kendisinden çok, onun temsil ettiği değişimi hatırlayacağız.

Çünkü mesele yalnızca 20 savaş uçağı değil. Mesele İngiltere’nin Brexit sonrasında kurmaya çalıştığı yeni ekonomik ve stratejik ağda Türkiye’nin nasıl bir yere sahip olacağı.

Türkiye açısından daha önemli olan konu: Bu yakınlaşmayı birkaç milyar sterlinlik ticaret ve savunma anlaşmalarının ötesine taşıyarak kalıcı sermaye, teknoloji ve üretim ortaklığına dönüştürebilecek miyiz?

Eğer bunun cevabı evet olursa, Londra-Ankara hattındaki bugünkü hareketlilik geçici bir diplomatik yakınlaşmadan çok daha fazlasının başlangıcı olabilir.

Yayimlanma tarihi

20.08.2026

Paylaş:

Yorum Birakin

Yanıtlanıyor: