Bizbize
Icerige gec
Tüm yazılar
Finans

Paris’ten Avrupa’ya Yükselen Öfke: 1789’un Ekonomik Hayaleti

8 0 0
Paris’ten Avrupa’ya Yükselen Öfke: 1789’un Ekonomik Hayaleti

Paris’ten Avrupa’ya Yükselen Öfke: 1789’un Ekonomik HayaletiDr. Bekir Tamer GökalpTarih bazen kendisini tekrar etmez ama geçmişte yaşananların izlerini bugünün olaylarında görmek mümkündür. 1789 yılında Paris sokaklarınd...

Paris’ten Avrupa’ya Yükselen Öfke: 1789’un Ekonomik Hayaleti

Dr. Bekir Tamer Gökalp

Tarih bazen kendisini tekrar etmez ama geçmişte yaşananların izlerini bugünün olaylarında görmek mümkündür. 1789 yılında Paris sokaklarında başlayan Fransız İhtilali, yalnızca bir siyasi rejimin değişmesi değildi. Aynı zamanda derinleşen gelir eşitsizliğinin yarattığı ekonomik bir patlamaydı.

Aradan 237 yıl geçti. Bugün Paris sokaklarında yeniden yükselen protestolar, Fransa sınırlarını aşarak Avrupa'nın farklı ülkelerinde karşılık buluyor. Elbette bugünün Avrupa'sını 1789 Fransa'sıyla aynı koşullarda değerlendirmek mümkün değil. Ancak iki dönem arasında dikkat çekici bir ortak nokta bulunuyor: Ekonomik büyüklük ile toplumun hissettiği refah arasındaki makas giderek açılıyor.

Bugün Avrupa sokaklarında yaşananları değerlendirirken bu tarihsel gerçeği hatırlamak gerekiyor. Çünkü toplumların ekonomik sisteme duyduğu güven zayıfladığında, mesele yalnızca ücretlerin veya fiyatların ötesine geçiyor.

Avrupa neden yeniden sokaklarda?

Fransa'da eğitim sistemindeki yetersizliklere yönelik başlayan gösteriler, kısa sürede hayat pahalılığına, kamu hizmetlerindeki sorunlara ve ekonomik politikalara yönelik daha geniş bir tepkiye dönüştü.

İspanya ve Portekiz'de konut fiyatları ve kiralar, Belçika'da kemer sıkma politikaları, İtalya'da ise yaşam maliyetleri ve ücretler protestoların temel gündemleri arasında yer alıyor.Bu hareketler tek merkezden yönetilen ortak bir Avrupa protestosu değil. Ancak farklı ülkelerde ortaya çıkan tepkilerin ekonomik kökenleri önemli ölçüde benzeşiyor.

Avrupa ekonomisi son yıllarda enerji krizleri, yüksek enflasyon, zayıf büyüme ve artan kamu borçlarının baskısı altında kaldı.

Enflasyon oranlarının gerilemesi, tüketicilerin yaşadığı ekonomik sıkıntının sona erdiği anlamına gelmiyor. Çünkü enflasyonun düşmesi fiyatların eski seviyelerine dönmesi değil, artış hızının yavaşlaması demek.

Nitekim Eurostat verilerine dayanan hesaplamalar, Avrupa Birliği'nde gıda ve alkolsüz içecek fiyatlarının Ağustos 2021 ile Ağustos 2026 arasında yaklaşık yüzde 34 yükseldiğini gösteriyor.

Bu durum özellikle sabit gelirli çalışanlar, emekliler ve gençler açısından ciddi bir satın alma gücü sorunu yaratıyor.

Fransa'nın borç çıkmazı

Avrupa'daki toplumsal huzursuzluğun en dikkat çekici ekonomik boyutu ise kamu maliyesinde ortaya çıkıyor.

Fransa, Avro Bölgesi'nin ikinci büyük ekonomisi olmasına rağmen yüksek kamu borcu ve bütçe açığıyla mücadele ediyor. Avrupa Komisyonu'nun projeksiyonları, ülkenin kamu borcunun 2026 yılında milli gelirin yaklaşık yüzde 118'ine ulaşabileceğini gösteriyor. Bu tablo hükümetin hareket alanını daraltıyor.

Bir tarafta bütçe disiplinini sağlamak ve borçlanma maliyetlerini kontrol etmek zorunda olan devlet, diğer tarafta daha yüksek ücret, daha iyi eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik hizmetleri talep eden toplum bulunuyor.

Üstelik siyasi belirsizlik arttıkça yatırımcıların talep ettiği risk primi yükseliyor. Tahvil faizlerindeki artış kamu borcunun finansmanını pahalılaştırırken, yükselen faiz giderleri sosyal harcamalara ayrılabilecek kaynakları azaltıyor. Böylece ekonomik sorunlar kendi kendisini besleyen bir döngüye dönüşüyor.

1789 öncesinde de Fransa'nın karşı karşıya kaldığı temel sorunlardan biri, devletin borçlarını finanse etmekte zorlanması ve bunun toplumsal kesimler üzerindeki mali baskıyı artırmasıydı.

Avrupa'nın asıl sorunu refahın paylaşılması

Bugün Avrupa'nın karşı karşıya olduğu mesele yalnızca ekonomik büyümenin yavaşlaması değil. Aynı zamanda büyümenin yarattığı refahın toplum tarafından nasıl hissedildiği.

Özellikle genç kuşaklar açısından konut sahibi olmak giderek zorlaşırken, çalışma hayatına katılmak geçmişte olduğu kadar güçlü bir ekonomik güvence sağlamıyor.

Avrupa'nın geleneksel sosyal devlet modeli ise yaşlanan nüfus, artan savunma harcamaları, enerji maliyetleri ve yüksek borç yükü nedeniyle ciddi bir finansman sınavından geçiyor.

Bu noktada hükümetlerin önünde kolay bir tercih bulunmuyor. Kamu harcamalarını azaltmak toplumsal tepkiyi büyütebilirken, harcamaları borçlanmayla sürdürmek finansal kırılganlıkları artırabiliyor.

Dolayısıyla çözüm yalnızca daha fazla kamu harcaması veya daha sert tasarruf politikaları değil. Verimliliği artıran yatırımlar, sürdürülebilir kamu maliyesi ve satın alma gücünü destekleyen bir büyüme modeli gerekiyor.

Yeni bir Fransız İhtilali mi?

Bugünkü protestoları yeni bir Fransız İhtilali'nin başlangıcı olarak değerlendirmek tarihsel açıdan doğru olmaz. Avrupa'nın demokratik kurumları, ekonomik yapısı ve toplumsal koşulları 1789'dan oldukça farklı.

Ancak tarihin verdiği önemli bir ders var: Ekonomik sorunlar uzun süre çözülemediğinde toplumsal huzursuzluk siyasi ve finansal istikrarı da etkileyebiliyor. Avrupa için asıl risk sokaklardaki protestoların kendisinden çok, bu protestoları besleyen ekonomik sorunların kalıcı hale gelmesi.

Çünkü bir ekonominin başarısı yalnızca büyüme oranlarıyla, borsa endeksleriyle veya kamu borcunun çevrilebilirliğiyle ölçülemez. Toplumun geniş kesimlerinin geleceğe duyduğu güven de en az bu göstergeler kadar önemlidir.

1789'da Paris sokaklarında yükselen itiraz, ekonomik adaletsizliğin siyasi sonuçlarını dünyaya göstermişti. Bugün Avrupa'nın karşı karşıya olduğu soru ise farklı: Ekonomik istikrarı korurken toplumsal refahı yeniden güçlendirmek mümkün olacak mı?

Belki de Avrupa'nın geleceğini belirleyecek en önemli ekonomik tartışma tam olarak budur.

Yayimlanma tarihi

21.10.2026

Paylaş:

Yorum Birakin

Yanıtlanıyor: